Kendimizle ilişkimiz denildiğinde akla çoğu zaman “kendini sevmek”, “kendine iyi davranmak” ya da “öz şefkat” gibi kavramlar geliyor. Bunların hepsi önemli. Fakat kendimizle ilişki kurmak yalnızca kendimizi sevip sevmediğimizle ilgili değildir. Bazen daha temel bir yerden başlar: Kendi sesimizi duyabiliyor muyuz? Ne istediğimizi gerçekten biliyor muyuz? Yoksa bize iyi görünmesi gereken bir hayatı mı sürdürmeye çalışıyoruz?
İnsan çoğu zaman kendisiyle en açık biçimde sessiz ve sakin zamanlarda değil, hayatın alıştığı düzeni bozulduğunda karşılaşır. Bir ilişkinin bitişinde, bir kaybın ardından, başka bir ülkeye ya da şehre taşındığında, yönünü kaybettiğinde ya da eskiden işe yarayan cevapların artık kendisini taşımadığını fark ettiğinde. Böyle zamanlarda dış dünyanın düzeni sarsılır ve insan kendisine daha yakından bakmak zorunda kalır.
Kendimizle ilişki kurmak ne demek?
Kendimizle ilişki kurmak, sürekli içimize dönmek ya da kendimizi analiz etmek anlamına gelmez. Daha çok, kendi deneyimimize kulak verebilmekle ilgilidir. Bir şey yaşadığımızda yalnızca “doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım?” diye sormak yerine, “Bu bana ne hissettirdi?”, “Ben burada neye ihtiyaç duydum?”, “Bu seçim gerçekten bana mı ait?” diye sorabilmektir.
Bazen insan kendi hayatının içinde çok işlevsel görünür. Çalışır, üretir, ilişkilerini sürdürür, sorumluluklarını yerine getirir. Fakat bütün bunların içinde kendi sesini duymayı unutabilir. Dışarıdan bakıldığında her şey yolundaymış gibi görünürken, içeride sessiz bir yabancılaşma başlayabilir. İnsan kendi hayatını yaşıyor gibi görünür ama o hayatın içinde kendisine gerçekten yer açıp açmadığını fark etmeyebilir.
Bu yüzden kendimizle ilişki, yalnızca kriz anlarında değil, gündelik hayatın içinde de kurulan bir ilişkidir. Ne zaman yorulduğumuzu fark etmek, hangi ilişkide kendimizi fazla zorladığımızı görmek, hangi arzunun gerçekten bize ait olduğunu ayırt etmek, hangi hedefin yalnızca başkalarının beklentisiyle taşındığını anlayabilmek bu ilişkinin parçalarıdır.
Neden kendi sesimizi duymakta zorlanırız?
Kendi sesimizi duymak bugün her zamankinden daha zor olabilir. Çünkü artık yalnız kaldığımız anlarda bile gerçekten yalnız değiliz. Telefonlarımız, sosyal medya akışlarımız, başkalarının hayatları, başarıları, ilişkileri, seyahatleri, bedenleri, kararları ve tercihleri sürekli bizimle birlikte. Sessizlikte bile başkalarının hayaletleri bize eşlik ediyor.
Bu durum yalnızca dikkatimizin dağılmasıyla ilgili değil. Daha derin bir biçimde, kendi arzularımızı ayırt etmeyi de zorlaştırıyor. “Ben ne istiyorum?” sorusu bazen yerini “Acaba ben de bunu istemeli miyim?” sorusuna bırakıyor. Bir başkasının hayatı, ilişkisi, mesleği, görünürlüğü ya da yaşam tarzı kendi iç sesimizin önüne geçebiliyor.
Elbette insan kendisini tamamen başkalarından bağımsız kurmaz. Ailemiz, arkadaşlarımız, romantik ilişkilerimiz, içinde yaşadığımız kültür ve çağ bizi etkiler. Kendimizi çoğu zaman ötekilerle ilişki içinde tanırız. Fakat burada önemli olan, başkalarının varlığıyla kendimizi tanımak ile başkalarının hayatları içinde kendi sesimizi kaybetmek arasındaki farktır.
Yalnız kalmak neden bazen huzursuz eder?
Yalnız kalmak her zaman huzurlu bir deneyim değildir. Hatta bazı zamanlarda insanın kendisiyle karşılaşmasını sağladığı için oldukça zorlayıcı olabilir. Çünkü durduğumuzda düşünmeye, düşündüğümüzde hissetmeye, hissettiğimizde de kaçtığımız şeylerle karşılaşmaya başlayabiliriz.
Bu yüzden bazı insanlar yalnızca yoğun oldukları için değil, durmaktan korktukları için de sürekli meşgul kalırlar. Durmak, bazen bastırılmış bir yorgunluğu, ertelenmiş bir yas duygusunu, içten içe taşınan bir memnuniyetsizliği ya da “Ben bu hayatın neresindeyim?” sorusunu görünür hale getirebilir.
Kendimizle ilişki burada başlar. Yalnız kalınca hemen bir şeylerle dolmaya çalışmadan, ortaya çıkan duyguyu fark edebilmekte. Huzursuzluğu hemen ortadan kaldırmaya çalışmadan, onun ne söylediğini duyabilmekte. Çünkü bazen insanın kendiyle karşılaşması, ilk anda rahatlatıcı değil, sarsıcıdır.
Seçim yapmak ve kaygı
Kendimizle ilişki kurmanın önemli parçalarından biri de seçimlerimizle ilişki kurmaktır. Çünkü insan her seçiminde yalnızca bir şeyi seçmez, başka bazı ihtimallerden de vazgeçer. Bu yüzden seçim yapmak çoğu zaman kaygı uyandırır.
Kendi hayatımızı kurmak istiyorsak bir noktada şunu sormamız gerekir: Bu seçimi gerçekten ben mi yapıyorum, yoksa yalnızca bana güvenli, doğru, makul ya da kabul edilebilir görünen yolu mu takip ediyorum?
Bu soru kolay değildir. Çünkü bazen insan kendi istediği hayat ile kendisinden beklenen hayat arasında kalır. Bazen başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak için kendi yönünü erteler. Bazen de bütün ihtimalleri açık tutmak isterken hiçbir hayatı gerçekten yaşamamaya başlar.
Kendimizle ilişki kurmak, bütün cevapları kesin biçimde bilmek anlamına gelmez. Fakat hangi soruların bize ait olduğunu fark etmeyi gerektirir. Bir hayatı yalnızca “iyi göründüğü” için değil, içimizde bir karşılığı olduğu için seçebilmekle ilgilidir.
Kendini tanımak sabit bir yere varmak değildir
Kendini tanımak çoğu zaman tamamlanacak bir görev gibi düşünülür. Sanki bir gün kendimizi tamamen anlayacak, ne istediğimizi net biçimde bilecek ve artık değişmeyecekmişiz gibi. Oysa insan sabit bir varlık değildir. Yaşadıkça değişir. Kayıplarla, ilişkilerle, seçimlerle, pişmanlıklarla, yeni karşılaşmalarla dönüşür.
Bu yüzden kendimizle ilişki de sabit değildir. Bugün bize iyi gelen bir şey, yıllar sonra aynı karşılığı vermeyebilir. Bir dönem bizi taşıyan bir kimlik, başka bir dönemde dar gelmeye başlayabilir. Eskiden doğru bulduğumuz bir yön, zamanla bize ait olmaktan çıkabilir.
Bu değişimi yalnızca tutarsızlık olarak görmek yerine, canlılığın bir parçası olarak düşünebiliriz. İnsan yaşadığı sürece kendisiyle ilişkisi de değişir. Önemli olan, bu değişimi inkâr etmeden kendimize bakabilmektir.
Terapi kendimizle ilişkiye nasıl alan açar?
Terapi yalnızca sorun çözmek için gidilen bir yer değildir. Elbette insan çoğu zaman bir zorluk, kaygı, ilişki meselesi, kayıp, karar ya da sıkışmışlık hissiyle terapiye gelir. Fakat terapi aynı zamanda kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi gözlemleyebildiği bir alan da açar.
Terapi odasında insan bazen ilk kez kendi cümlesini kesmeden duyabilir. Kendi duygusunu hemen açıklamak, bastırmak, mantıklı hale getirmek ya da başkalarının beklentisine göre düzenlemek zorunda kalmadan ona bakabilir. “Ben burada ne hissediyorum?”, “Ben bunu gerçekten istiyor muyum?”, “Bu tepki bana nereden tanıdık geliyor?” gibi sorularla karşılaşabilir.
Bu anlamda terapi, kişinin kendisine dışarıdan bakması değil; kendi deneyiminin içinde daha dürüst biçimde kalabilmesi için bir alan sunar. İnsan kendisini yalnızca düşünerek değil, anlatarak, duyarak, ilişki içinde fark ederek de tanır.
Kendimizle ilişki bir cevap değil, bir süreçtir
Kendimizle ilişki kurmak, sürekli kendimizle meşgul olmak ya da her şeyi içsel bir meseleye çevirmek değildir. Daha çok, hayatın içinde kendimize temas edebilme kapasitesidir. Ne istediğimizi, neyi istemediğimizi, nerede zorlandığımızı, hangi ilişkilerde kaybolduğumuzu, hangi seçimlerin bize ait olduğunu ve hangi hayatın içinde gerçekten var olabildiğimizi fark etmeye çalışmaktır.
Bazen bu ilişki kendimizi sevmekle başlar. Bazen kendimize kızdığımızı kabul etmekle. Bazen yalnız kalabilmekle. Bazen bir seçimin sorumluluğunu almakla. Bazen de “Bu hayat bana ait mi?” sorusunu ilk kez ciddi biçimde sormakla.
Kendimizle ilişkimiz, yaşam boyu süren en uzun ilişkilerden biridir. Bu ilişkiyi kusursuz hale getirmek zorunda değiliz. Fakat onu hiç duymadan, hiç görmeden, hiç soru sormadan yaşadığımızda, kendi hayatımızın içinde kendimize yabancılaşabiliriz.
Belki de başlangıç noktası büyük bir cevap bulmak değil, daha dürüst bir soruya yer açmaktır:
Ben bu hayatın içinde kendime nerede yer açıyorum?
Podcast bölümünü dinleyin
Bu yazı, ilişkiler serisinde kendimizle kurduğumuz ilişkiyi ele aldığım podcast bölümünden yola çıkarak hazırlandı. Bölümde yalnızlık, seçim yapmanın kaygısı, başkalarının hayatları arasında kendi sesimizi duymaya çalışmak, durmak, kaçmak ve terapi odasının bu ilişkiye nasıl alan açabileceği üzerine konuşuyorum.
Sorularınız ve online seans için: sudemirkol.com | Instagram: @sudemirkolbaysal
İlişkilere dair diğer yazılarımı okumak için:


Bir yanıt yazın