Son yıllarda dikkatimi çeken bir değişim var. Artık yalnızca ürünler satılmıyor. Bir yaşam biçimi, bir kimlik ve hatta bir değerler bütünü de pazarlanıyor.
Bir kahve markası yalnızca kahve satmıyor; o kahveyi içen insanın nasıl biri olduğunu da anlatıyor. Bir spor markası yalnızca ayakkabı üretmiyor; disiplinli, güçlü ve vazgeçmeyen bir karakter vaat ediyor. Sosyal medyada gördüğümüz sabah rutinleri, üretkenlik videoları, minimal evler, karavan hayatı ya da şehir yaşamı… Bunların her biri yalnızca bir tercih gibi görünse de çoğu zaman yanında sessiz bir mesaj taşıyor: “İyi bir hayat böyle yaşanır.”
Bütün bunların içinde insanın aklına doğal olarak şu soru geliyor:
Gerçekten istediğim hayat bu mu? Yoksa bana istemem gerektiği öğretilen hayat mı?
İşte değerler üzerine düşünmeye başladığımız yer tam olarak burası.
Değer Nedir?
Günlük hayatta değer denildiğinde çoğu zaman aklımıza ahlak kuralları ya da doğru ve yanlış davranışlar geliyor. Oysa psikolojide ve özellikle varoluşçu yaklaşımda değerler bundan çok daha geniş bir anlam taşıyor.
Değerler, hayatımıza yön veren, seçimlerimizi şekillendiren ve nasıl biri olmak istediğimizi gösteren yönelimlerdir.
Örneğin doğada vakit geçirmek sizin için çok önemli olabilir. İlk bakışta bunu bir değer olarak düşünebilirsiniz. Fakat biraz daha yakından baktığınızda, sizi doğaya çeken şeyin aslında doğanın kendisi olmadığını fark edebilirsiniz. Özgür hissetmek, yavaşlayabilmek, sadelik, sessizlik ya da canlılarla kurduğunuz bağ… Aynı davranışın altında birbirinden farklı değerler bulunabilir.
Benzer şekilde yüksek gelir elde etmek istemek de tek başına bir değer değildir. Para çoğu zaman başka bir şeye hizmet eder. Güvende hissetmek, bağımsız yaşayabilmek, üretmeye devam edebilmek ya da çocuklarına daha fazla imkân sunabilmek… Aynı hedefe sahip iki insanın onu isteme nedeni tamamen farklı olabilir.
Bu yüzden değerler, yaptığımız şeylerden çok onları neden yaptığımızla ilgilidir.
Değerlerimizi Gerçekten Biz Mi Seçiyoruz?
Hayata boş bir sayfa olarak başlamıyoruz.
Daha çocukken ailemiz bize neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğretmeye başlıyor. Okul, arkadaşlarımız, yaşadığımız kültür, içinde bulunduğumuz toplum ve zamanla sosyal medya da bu sürece ekleniyor. Başarılı insanın nasıl görünmesi gerektiğini, iyi bir annenin nasıl davranacağını, mutlu bir ilişkinin nasıl olması gerektiğini sürekli duyuyoruz.
Varoluşçu filozof Martin Heidegger bu durumu açıklarken “das Man” kavramını kullanır. Türkçeye “elalem” olarak çevirebiliriz.
- Elalem ne der?
- Bu yaşta hâlâ bunu mu yapıyorsun?
- Artık evlenmen gerekmiyor mu?
- Başarılı insanlar böyle yaşar.
- İyi bir ebeveyn bunu yapar.
Dikkat ederseniz bu cümlelerin öznesi çoğu zaman biz olmayız. Hep görünmez bir “insanlar” vardır. Farkına varmadan kendi sesimizi değil, o görünmez kalabalığın sesini dinlemeye başlayabiliriz.
Buradaki sorun başkalarından etkilenmek değildir. İnsan zaten ilişkiler içinde gelişen bir varlıktır. Sorun, bütün bu seslerin arasında kendi sesimizi artık duyamamaya başlamaktır.
Kendimize Ait Değerleri Nasıl Fark Ederiz?
Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü değerler bir test çözer gibi bulunmuyor. Hayatın içinde yavaş yavaş görünür hâle geliyor. Ama bazı sorularla değerlerinize ilişkin bilgi edinebilirsiniz:
- Boş bir gününüz olduğunda ilk yapmak istediğiniz şey nedir?
- Kimsenin sizi takdir etmeyeceğini bilseniz yine aynı işi yapar mıydınız?
- En çok hangi davranışlar sizi öfkelendiriyor?
- Hayran olduğunuz insanların ortak özelliği ne?
- Hayatınızın sonunda geriye dönüp baktığınızda “İyi ki…” diye başlayan cümlenizin devamında ne olmasını isterdiniz?
Bu soruların doğru cevapları yoktur. Ama hepsi bize değerlerimiz hakkında ipuçları verir.
Değerler Değişebilir Mi?
İnsan çoğu zaman kendisini değişmeyecek biri gibi düşünür.
- “Ben böyle biriyim.”
- “Benim için en önemli şey budur.”
Fakat hayat buna pek izin vermez.
Ciddi bir hastalık, göç, sevilen birinin kaybı, ebeveyn olmak ya da ölümle yüzleşmek… Bunların her biri hayata baktığımız yeri değiştirebilir.
Bu konuda yapılan araştırmalar da oldukça dikkat çekicidir. Yaşamı tehdit eden deneyimler yaşayan bazı insanların önceliklerini yeniden değerlendirdiği görülmektedir. İlişkiler daha fazla önem kazanabilir, uzun süredir ertelenen hedefler yeniden gündeme gelebilir ve hayatın anlamına dair düşünceler değişebilir. Psikoloji literatüründe bu süreç, uygun koşullarda ortaya çıktığında “travma sonrası büyüme” olarak tanımlanmaktadır (Tedeschi & Calhoun, 2004).
Viktor Frankl ise İnsanın Anlam Arayışı adlı eserinde insanın elinden pek çok şey alınabileceğini, fakat koşullar karşısındaki tutumunu seçme özgürlüğünün yine de kendisine ait olduğunu söyler. Bu düşünce, değerleri anlamak açısından oldukça önemlidir. Çünkü değerler en görünür hâlini çoğu zaman hayat istediğimiz gibi gitmediğinde alır.
Kendimize Ait Bir Hayat Kurmak
Bize ait bir hayat kurmak, kimsenin etkisi altında kalmamak anlamına gelmez. Bu zaten mümkün değildir.
Hepimiz birbirimizden etkileniyoruz. Okuduğumuz kitaplardan, sevdiğimiz insanlardan, yaşadığımız şehirden, ailemizden, kültürümüzden… Önemli olan, bütün bu etkilerin içinde seçim yapabilmektir.
Hayatımıza yön veren şeylerin gerçekten bize ait olduğunu hissedebilmektir.
Çünkü sahiplenemediğimiz değerlerle kurulan bir hayat dışarıdan oldukça başarılı görünebilir. İyi bir kariyerimiz, güzel bir evimiz, herkesin imreneceği bir yaşamımız olabilir. Buna rağmen içimizde sürekli tarif etmekte zorlandığımız bir eksiklik hissedebiliriz.
Bu eksiklik çoğu zaman sahip olduğumuz şeylerden değil, sahiplenemediğimiz seçimlerden kaynaklanır.
Varoluşçu psikoterapist Emmy van Deurzen, değerler dünyasını insanın anlam arayışını yaşadığı alan olarak tanımlar. Bu arayış hiçbir zaman tamamen bitmez. Çünkü biz değişiriz, hayat değişir ve değerlerimizle kurduğumuz ilişki de dönüşmeye devam eder.
Son söz
Kendimize ait bir hayat kurmak, mükemmel kararlar vermek değildir. Hayat boyunca kendimize aynı soruyu tekrar tekrar sorabilmektir:
“Ben gerçekten nasıl biri olmak istiyorum?”
Bu sorunun cevabı yıllar içinde değişebilir. Önemli olan değişmesi değildir; önemli olan, verdiğimiz cevapların gerçekten bize ait olmasıdır.
Podcast bölümünü dinleyin
Değer kavramına ve değerlerle ilişkimize dair hazırladığım podcast bölümü aşağıdan dinleyebilir ve daha fazlasına ulaşmak için “Varım, Öyleyse Düşünüyorum” podcast kanalımı ziyaret edebilir, yeni bölümlerden haberdar olmak için takip edebilirsiniz.
Sorularınız ve online seans için: sudemirkol.com | Instagram: @sudemirkolbaysal
Kaynaklar
Frankl, V. E. (2021). İnsanın anlam arayışı (S. Budak, Çev.). Okyanus Yayınları.
Heidegger, M. (2018). Varlık ve zaman (K. H. Ökten, Çev.). Alfa Yayınları.
Tedeschi, R. G., & Calhoun, L. G. (2004). Posttraumatic growth: Conceptual foundations and empirical evidence. Psychological Inquiry, 15(1), 1-18. https://doi.org/10.1207/s15327965pli1501_01
van Deurzen, E. (2015). Gündelik yaşamda varoluşçu danışmanlık ve psikoterapi. Nobel Akademik Yayıncılık.
Yalom, I. D. (2021). Güneşe bakmak: Ölümle yüzleşmek (Z. İyidoğan Babayiğit, Çev.). Pegasus Yayınları.


Bir yanıt yazın