Birlikte Ama Yalnız: Situationship Nedir ve Neden Bu Kadar Yaygınlaştı?

Son zamanlar ilişki biçimleri ile ilgili pek çok kavram duymaya başladık: Lovebombing. gaslighting. ghosting ve kara toprak? A pardon o bir dizi repliğiydi.

Bu ilişki kavramlarından biri ve belki de en karmaşıklarından biri ”situationship”. Ben daha çok ne yardan ne serden demeyi uygun buluyorum bu ilişki haline. Yani ne sevgili olunuyor ve bağlılık sözü veriliyor; ne de salt yalnızca cinsel birliktelik için diyebileceğimiz kadar kısıtlı bir iletişim değil. Sevgililiği teğet geçmek diyebiliriz. İçinizden birtakım argo kelimelerin çıkmaya başladığını duyar gibiyim ama duymamış gibi yapıp devam ediyorum 🙂

Üç Başlıkta Situationship

Bu yazıda bu ilişki biçiminde ne oluyor da bu tarz bağlılığın oluş(a)madığı ilişkiler bu kadar gündemimizde sorusunu biraz düşünelim istiyorum. Neden bağlılık bu denli bir mesele halini aldı? Nasıl oluyor da insanlar hem ilişkiye ihtiyaç duyuyor hem de bağlanmak istemiyor? Ne var bu kadar bu bağlanmakta?

Ben bunlardan birkaçına değineceğim:

1- Dijital Ulaşılabilirlik ve İlişkilerin Yüzeyselleşmesi

Teknolojiyle beraber insan iletişimi değişti. Artık bir sosyal medya hesabı açıp dünyadaki pek çok insandan ve hayatından haberdar olabilir; belki günlük yaşam çemberinizde karşılaşmayacağınız insanlarla konuşabilir, hatta görüşebilirsiniz. Aynı zamanda derinleşmekten ziyada yatay zeminde insanların birbirine birer nesne gibi davranmasının da maalesef önünü açıyor. Sosyal medya size biri ile ilgili ancak kısıtlı bir bilgi verebilir ki onda da yanılma payanız -yine- gelişen (!) teknoloji ile daha da yüksek. Dış görünüşü, aşağı yukarı nasıl bir çevrede yaşadığı ve bir parça (belki) sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapısı. Ancak bunlar da epeyce bu profile bakan kişilerin varsayımlarıyla donatılır. Varsayımlara yaslanan yargılar katılaşır ve katılaşan bu yargılar artık kişinin bir ötekine dair görüşlerinin önünde ek bir filtre oluşturur. Hal böyle olunca artık insanlar birbrilerini merak etmeyi bırakarak daha çok bu at gözlüklerinin içine sığdırabilecekleri insanlar aramaya başlıyor. Kişiler o denli dışarıya ve hızlıca tükettiği iki boyutlu sosyal medya veya tanışma platformlarına dalıyor ki, kendi meselelerini ve kendiyle ilişkisini artık gör(e)mez oluyor.

2- Bireyselleşme, Yakınlıktan Kaçınma ve Bağlanma Korkusu

Kabul etmek lazım ki artık sosyal bağları daha güçlü toplumlarda bile bireyselleşmenin etkilerini görüyoruz. O kalabalık bayramlar, komşuluk ilişkileri, mahalle arkadaşlıkları ve birlik olma hali pek kalmadı. Şimdilerde daha çok insanlar asansörde karşılaştığı komşusuna dahi selam vermekten çekiniyor. Dahası evden çıkarken komşusunun da çıktığını duyarsa önce onun gitmesini bekliyor ki diyaloğa girmek durumunda kalmasın. Bugünün bireyselleşmesi yalnızca insanlardan uzak durmak değil; yakınlığın beraberinde getirdiği sorumluluklardan da bilinçli olarak kaçınmak. E peki nasıl gelişecek bu sosyal bağlar? İnsanlar nasıl tanışacak yeni insanlarla? Cevabı çoktan verdiğinizi duyuyorum: sosyal medya. Döndük yine aynı noktaya… İnsanların ”zamanım yok kiminle ne ara tanışacağım?” dediği yerde sosyal medyada saatlerce ekran kaydırdığını bence hepimiz biliyoruz. İçine kapanan insan bugün ilişkiyi ekranın içinden kurabiliyor.

3- Sosyo-Ekonomik Koşullar, Ev Genci Gerçeği ve İlişki Biçimleri

Ulaşılabilirlik dedik, bireysellik dedik ama bu iki başlığı da içine alabilecek esas başlık sosyo-ekonomik faktörler. Bugün dünyada ”ev genci” denen bir kavram ortaya atıldı. Dünyanın pek çok ülkesinde artık gençler üniversite sonrası iş bulup kendi bireysel hayatlarını inşa edemiyor; iş bulmakta zorlanmakla beraber iş bulsalar dahi aldıkları maaş ile bireysel bir hayat sürdürmek zor olduğu için aileleri ile yaşamaya devam ediyorlar. Birçok genç ise hala maalesef işsiz. Hal böyle olunca kendi yaşam sorumluluklarını üstlenemeyen, ailesiyle yaşadığı için ister istemez evin ”çocuğu” olma pozisyonundan çıkamayan bir yapılanma görüyoruz.

 

Bir de üzerine yaklaşık 2 yıl etkisi süren pandemiyle beraber eve kapanan, insanlara mesafelenmek durumunda kalan, arkadaşlarıyla iletişim kurmaktan tutun da öğrenimlerine kadar teknolojiyi kullanan bir topluluktan bahsediyoruz. Böyle bir bağlamda büyüyen bireylerin ilişkilerinin yüzeysel kalması ve bir türlü bağlanıp bu bağlılığın getirdiği sorumlulukları üstlenememesi sizce de kaçınılmaz değil mi? Bugün evlenme edimi dahi yeniden sorgulanıyor ve bu sadece evlilik kavramı için değil; evlenmenin başlı başına maddi manevi sorumluluklar getirmesi ve bunun karşılanmasının çok zor olduğu üzerinden tartışılıyor. Gerçi konuyu evliliğe getirene kadar daha henüz iki kişinin birbirine sözsel ve davranışsal seviyede bağlılık gösteremediğinden bahsediyorduk, pardon 🙂

 

Zamanın Ruhu, Bağlam ve Modern İlişkiler

Belki de bu yüzden bugün yaşananları yalnızca bireylerin niyetleri, karakterleri ya da duygusal becerileri üzerinden okumak yetmiyor. Ahmet’in mesaj atmaması, Ayşe’nin ilişki istememesi ya da Ali’yle her şey “çok iyi” giderken bir türlü adının konulamaması, sadece Ahmet, Ayşe ve Ali’nin “böyle” insanlar olmasından ibaret değil. Hepsi, içine doğdukları ve istemeden parçası oldukları bir dönemin ruhundan, ekonomik koşullarından, hızından ve belirsizliğinden payını alıyor. İlişkiler de tıpkı insanlar gibi yaşadıkları bağlamdan azade değil; zamanın ruhu değiştikçe, ilişki biçimlerinin bundan nasibini alması da kaçınılmaz. Elbette istemediğimiz bir ilişki biçimine sınır koymak, itiraz etmek ya da başka bir yol aramak hepimizin hakkı. Ama anlamaya çalışırken resmi biraz daha geriden görmek, belki de bu karmaşayı tek tek insanlarda değil, hep birlikte yaşadığımız dünyada aramak gerekiyor.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir