Hayatımızda her şey dağınıkken hepsinin ortasında durup çığlık atmak istediğimiz ama bir şekilde kendimizi tuttuğumuz anlar vardır. İşte o anın dizisi yapılmış; The Bear.
Hızlı, kaotik, bol yakın çekimli, iştah açan ve ikinci sezonu için de onay alan The Bear’a gelin yakından bakalım.
Dikkat! Spoiler içerir… Eğer hala izlemediyseniz izleyip gelmenizi tavsiye ediyorum
Kaostan Düzen Yaratılır Mı?
Abisinin intiharıyla İtalyan sandviç dükkanını devralan Carmen, dünyanın en iyi restoranlarından birinde çalışırken bir anda kendisini kaotik ve düzeltilmesi imkansız görünen bir yapının içinde buluyor. Öyle ki, çalışanlardan her biri “sistem” diyerek aslında sistemsizliklerini sürdürmekte ısrarcı. Bu da Carmen’i içten içe çileden çıkarıyor ama sahip olduğu üslubu bozmamak için sınırlarını zorluyor. Restoranda her şeyi yoluna sokmayı abisine borç bilen Carmen, kaostan bir düzen yaratmakta kararlı. Fakat öyle görünüyor ki, entropinin var olduğu bu evrende her şeyi bir arada tutmak mümkün değil…
Şimdi gelin, karakterlere ve hikayelerine bir dalış yapalım.
Görünenin Ardındakiler
Carmen inanılmaz bir şef. Yeteneği herkes tarafından istense de istenmese de kabul ediliyor. Bunun için gerçekten çok çalışmış ve hatta korkunç manipülatif bir şefin yanında ruh sağlığının infilak edeceği bir noktaya gelene kadar sınırlarını zorlamış. Abisinin intiharından sonra ise kendisine bıraktığı disiplinden, organize olmaktan ve ciddiyetten hayli uzak bir ekiple çalışmak zorunda kalıyor.
Ani öfke patlamaları, bir anda kıpkırmızı kesilmesi ve ekibi azarlayışları, başlarda geldiği disiplinin izleri gibi görülse de esas hikayenin bambaşka olduğunu bölümler ilerledikçe görebiliyoruz. Amaçları uğruna bağıra çağıra düzeltmeye çalıştığı ve buna öfkesini de dahil ettiği sürecin arkasına gizlenen yas günbegün kendisini göstermek konusunda ısrarcı.
Richie ise her bölüm seyirciyi sinir etmeyi başaran davranışlarını sergilemekte ısrarcı, adeta bir baş belası. Ekibin atsa atamayacağı, satsa satamayacağı bir eleman anlayacağınız. Çünkü Mike’ın en yakın arkadaşı ve ekiple uzun zamandır beraber. Hiçbir şey yapmadan sadece laf yetiştiren, Carmen’in değiştirmeye çalıştığı düzene isyan eden ve bazen buna ekibin kalanını da dahil eden, başı beladan kurtulmayan Richie, bir süre sonra gözümüze büyümemiş ve yalnız bir çocuk olarak görünmeye başlıyor.
Richie karısı ve çocuğuna dair sorunlar yaşarken bir yandan da kaybettiği arkadaşının üzüntüsüyle baş etmeye çalışıyor. Hayatında her şey yerinden oynamış, yıkılmış ve Richie de bu harabenin ortasına ne yapacağını bilmez halde duruyor. Tek bildiği öfkelenmek, yıkmak ve dağıtmak. Hayatımızda duygularımızı dışa vurmanın başka türlüsünü bilmiyorsak kendimizi böyle ifade ediyoruz…
Bu Mutfakta Neler Oluyor?
Yakın planlar ve yüksek seslerle bize klostrofobik deneyimler yaşatan ve sahnelerdeki kaygıyı bize her anlamda yaşatan dizimiz her karakterin bireysel hikayesine dair az ya da çok bilgiler vermeye devam ediyor.
Stajyer olarak başlayıp sonrasında ekibe dahil olan Sydney, tutkusu olan yemek yapmayı dahil olmakta zorlandığı bu ekiple sürdürmeye çalışıyor. Ekibin en genç ve ikinci kadın üyesi oluşu ona büyük zorluklar yaşatıyor. Başlarda onu dışlayan ekibe gardımızı hiç indirmeyeceğiz gibi dururken bir süre sonra Sydney’in değişim sürecine dahil oluyor ve Sydney’İn aşağılayıcı, asi ve başına buyruk yüzüyle tanışıyoruz.
Marcus ise başlarda ekibin üyelerinden biri olması dışında gözümüze çarpmazken keşfettiği ve peşinden gittiği tatlı tutkusuyla hepimizin ilgisini çekiyor. Ancak hızla iyileşmeye ve değişmeye çalışan bu dükkan için kendisini fazla kaptırmış görünüyor. Mükemmelleştirmeye çalıştığı tarifleri işleyişi yavaşlatmaya başlıyor ve çatışmalar da beraberinde tanık olmaya başlıyoruz.
Ekibe genç bir kadının alınmasıyla otoritesinin sarsıldığını hisseden ve değişime var gücüyle ayak direyen Tina ise isyankar pozisyonunu uzun bir süre sürdürse de bir noktada ekibin “ruhunun” iyileşmesiyle Carmen ve Sydney ile arasını düzeltmeyi ve sakinleşmeyi başarıyor.
Üst üste gelen siparişler, sabotajlar, yanan yemekler, yetişmeyen kekler, yeni tarife edilen isyanlar, “köşe” ve “arka” sesleriyle bölümler boyu çalkalanmayı sürdürüyoruz.
Korkular Dönüşür Mü?
Abisi Mike’ın intiharı ile sarsılan ve geçmiş şeflik deneyiminde büyük bir strese maruz kalan Carmen’in “Ne zaman patlayacak acaba?” sorusuyla pusuda beklediğimiz ruh sağlığına göz atmadan bu incelemeyi bitirmemi beklemiyordunuz herhalde…
Dizinin açılış sahnesinde bir ayıyla köprüde karşı karşıya duran Carmen bu ayıyla stres seviyesinin üst noktalar çıktığı anlarda karşılaşmaya devam etti. Bu ayı Carmen’in korkusuydu. Dağılmaktan, pes etmekten, yenilmekten, içine çekildiği deliğe girmekten duyduğu korku…
Carmen abisi ve onun en yakın arkadaşı Mike’ın arasına katılmaya çalışan ama bir noktada dışarıda kalmış, yemek tutkusunun peşinden durmaksızın gitmiş ve dünyanın en iyi restoranlarından birinde çalışmakta olan genç bir adam. İntihar edişinin ardından kalan tüm soru işaretleri, borçlar ve nasıl düzelteceğini bilmediği bir sandviç dükkanına gelişiyle baş başa kalıyor. Öyle bir kaygı ki, bir ayı olup karşısına geçip onu yutabilecek kadar büyük.
Bölümler ilerledikçe Carmen’in ayısıyla nasıl mücadele ettiğini görüyoruz. Öfkesi, üzüntüsü, korkusu, stresi ve hırslarına bakışının nasıl değişime uğradığını, Carmen’in mücadele edişini ve dönüşümünü…
Sezonun sonunda ise karanlık yanların temsili ayı, kan, ter ve göz yaşıyla yola getirilen, mükemmel değil ama kendince bir düzene kavuşan sandviç dükkanının adı oluyor…
The Bear is coming…


Bir yanıt yazın