Bu yılın en çok beklenilen ve ses getiren filmi Aftersun, bizi duygudan duyguya sürükleyip en sonunda kapının dışında bıraktı.
Peki ne anlatmaya çalışmıştı?
İlk sekansla birlikte 2000’li yıllarda kamera kasetlerine sığdırılmış, bir baba ve kızın yaz tatiline dalış yapıyoruz. Abi kardeş zannedilecek türden genç bir baba ve kızı Sophie ve Calum’un Türkiye’deki tatili boyunca şahit olduklarımız anıların yıllar sonra bize hissettirdiklerine dair kısa ve vurucu bir bakış niteliğinde adeta.
Bir Baba Kız Hikayesi Mi?
Boşanmış bir anne babanın kızı olan Sophie, babası ile birlikte bir tatile çıkıyor. Sıcak ve samimi ilişkileri bize başlarda iyi bir ilişkileri olduğunu ve hatta yaş farklarının az oluşuyla beraber arkadaş gibi olduklarını düşündürtüyor. Filmin gidişatının da “baba-kız” üzerinden ilerleyeceği ön yargısını sırtlanarak devam ediyoruz izlemeye (en azından ben öyle yapmıştım ).
Karanlık Tarafların Ortaya Çıkışı
Film ilerledikçe sessiz bir huzursuzluk kaplıyor etrafı. Yaşamı ve kendisini keşfetmeye çalışan ve ergenliğe yeni yeni adımlar atan Sophie ile yaş almaktan rahatsız olan ve yaşamından mutsuz olan bir Calum oluveriyorlar bir anda. Sophie’nin romantik ilişkilere ve cinselliğe dair araladığı kapıda ortaya çıkan soru işaretlerini babasına yöneltmesi Calum’un kendi yaşamındaki karanlık yanları vurguluyor ve bu, Calum’un geri çekilmesine neden oluyordu. Boşanmış, maddi sıkıntıları olan ve hayatının kalanını nasıl geçireceğini bilmeyen Calum ve hayat enerjisiyle dolu Sophie gitgide artan bir kontrast oluşturuyordu. Gittikçe mutsuzlaşan Calum, Sophie’nin onu neşelendirme ve cesaretlendirme girişimlerinin çoğunu yanıtsız bırakıyordu.
Calum’un ara ara kayboluşları çoğumuza “intihar mı etti” sorusunu gündeme getirse de bu sekanslar bize Calum’un ilk sahnelerde balkonda sigara içerkenki sallanışları gibi kendi hayatının kenarındaki sallanışını anlatıyordu; yersiz, yurtsuz ve yalnız hisseden bir adamı. Buna karşılık önce çok beğenip almadığı fakat sonra geri dönüp aldığı Türk halısının üzerine uzanışı, kendisini ait hissettiği bir dünya yaratma çabasına dair bir atıftı.
Her ne kadar kızına karşı davranış ve tutumlarına kızsak da bir yandan da geride kalan çocukluğunun ve gençliğinin yasını tutan ya da en azından tutmaya çalışan genç bir adamın depresyonu ile mücadelesini görüyorduk. Filmin sonunda bize net bir bilgi verilmese de çoğumuzun Sophie’nin de babasının yasını tuttuğunu düşündüğünü tahmin ediyorum.
Anı Kutusunu Yeniden Açmak
Aslında tüm film babasının o günkü yaşına (31) gelen Sophie’nin belki yalnızca parlak yerlerini hatırladığı bu tatil videolarına yeniden bakışıydı. Belki babasıyla ettiği danslar, havuz kenarında güneşlendikleri veya bilardo oynadıkları anlarla yad ettiği fakat şimdi daha da derinine indiği, gölgede kalmış anılar. Bir güneş sonrası sersemliği ve tatilin bitişiyle gelen hüzünle karışık koca bir hatıra yığını.
Elinden tutmaya ve cesaretlendirmeye çalıştığı babasının kendi karanlığında gömülü olduğunu kendi şeytanlarıyla savaştığını bugünkü yetişkin yanıyla fark etmesini gösteriyor bize film. Büyümenin biraz da böyle bir şey olduğunu; o çok sevdiğimiz, hayran olduğumuz ve tüm güçlü gördüğümüz ebeveynlerimizin aslında yalnızca birer insan olduklarını ve karanlık yanlarının da olduğunu görmeye başlamamız…
Filmin sonlarında Calum ve yetişkin Sophie’nin kavgaya dönen bir dansını, bir hesaplaşmayı görüyoruz. Ve ardından küçük Sophie’nin babasına el sallayıp veda edişinin üzerine Calum’un arkasını dönüp dans pistine açılan kapıdan girip gözden kaybolmasını; anılarda kalışını…


Bir yanıt yazın