Günümüz İlişkileri: Sipariş İlişkiler

Artık birini tanımak için artık zaman ayırmıyoruz. Bunun yerine özellikler listesine bakıyoruz.

Uyuyor mu, geçiyoruz. Uymuyor mu, bir sonrakine.

Eğer bu satırları okurken içinizden bir şeyler geçtiyse, muhtemelen siz de bu çağın ilişki kültüründe en az bir kez kaybolmuş hissettiniz.

İlişkiyi Nasıl Görüyoruz?

Varoluşçu düşünür Martin Buber, 1923’te yazdığı Ben ve Sen kitabında insanın dünyayla iki farklı biçimde ilişki kurduğunu anlatıyor.

Ben-O ilişkisi: Karşındaki kişiyi bir nesne, bir araç, bir kategori olarak görürsün. Günlük hayat da büyük oranda Ben-O ilişkilerinden oluşur; bankadaki gişe görevlisiyle kurduğumuz ilişki gibi. İşlevsel, kısa ve anlaşılır.

Ama derinlikli ve sahici bir ilişki ararken Ben-O kalıplarıyla ilerlediğimizde işler karışır. Çünkü karşındaki kişiyi nesneleştirdiğinde o artık bir bütün değildir; beklentilerinin toplamıdır. İşe yararsa anlamlıdır, yaramazsa bir önemi kalmaz.

Ben-Sen ilişkisi: Karşındaki insanı tam anlamıyla bir özne olarak görürsün. Yargılamadan, kategorilere sokmadan, “bana ne faydası var” diye düşünmeden. O an sadece o insan vardır; tüm karmaşıklığıyla, tüm derinliğiyle. Buber bunu gerçek karşılaşma olarak adlandırıyor.

Bugün sormak istediğim şey şu: En önemli ilişkilerinizde hangisi daha çok var?

Sipariş Kültürü

Kadın böyle olur. Erkek böyle olur. Evlilik şöyle olur. İlişki böyle görünür.

Sanki birer meta. Özellikleri var, beklentileri var, standartları var. Ve biz o standartta birini “arıyoruz.”

Ama kendimizi hiç hesaba katmıyoruz. Kendi meselelerimizi, kendi karanlık yanlarımızı, bunların ilişkiye nasıl yansıyabileceğini hiç tahayyül edemiyoruz. İlişki kavramının karşılılıklık ilkesi üzerine kurulduğunu sanki hepimiz unuttuk.

Hepimiz çok haklı ve çok değerliyiz. Ama karşımızdakinin en ufak falsosunu muazzam bir hata olarak algılayabiliyoruz. Ya da tam tersi; kendimizi “şeyleştirerek”, o ilişki içinde var olabilmek için her şeyi kabul ediyoruz.

İkisi de Ben-O ilişkisinin iki farklı yüzü aslında. Birinde karşındakini nesneleştiriyorsun. Diğerinde kendini.

İlişki Püripak Bir Alan Değil

Buber şunu söylüyor, gerçek bir karşılaşmada ölçme ve karşılaştırma yok olur. Sadece o an, sadece o insan vardır ve elde etmesi o kadar kolay değildir Çünkü derinlikli bir ilişki, kendiliğinden her şeyin mükemmel olduğu bir alan değil; bir emek alanıdır.

Karşındaki kişiyi severken aynı zamanda onun karanlık, yaralı ve zorlu yanlarıyla da karşılaşırsın. Anlaşmazlıklar, iletişimsizlikler ve kırgınlıklar yaşanabilir. Ve ilişkiler tam da bu zorluklardan çıkış şekillerine göre büyür ya da zedelenir.

Ama biz sanki bu gerçeği unuttuk. Sipariş usulü bir ilişkiler hayal ediyoruz. O ilişkinin içinde zaman geçirmeyi, zamana tabi olmayı ve belirsizliği kabul etmeyi istemiyoruz. Oysa belirsizlik ilişkinin ta kendisi…

Üç Kişi

Buber’in en güzel söylediği şeylerden biri şu: “İlişki üç kişiden oluşur.”

  • Ben.
  • Sen.
  • Ve ben ile senin oluşturduğu Biz.

Bu “Biz” canlıdır. Değişkendir. İkimizin kendi içindeki dinamikleriyle beslenir, dönüşür, büyür. Ama bunun olabilmesi için önce gerçek bir karşılaşma gerekir. Ben-Sen karşılaşması.

Ve bu karşılaşma için önce kendinize şunu sormak gerekiyor: Ben bu ilişkide gerçekten görünüyor muyum? Karşımdakini gerçekten görüyor muyum?

Doyumlu İlişkiler İçin

Elbette Ben-O ilişkileri de vardır ve olacaktır da. Her ilişkiyi Ben-Sen düzeyinde yaşamak mümkün değil; bu hem yorucu hem de gereksiz.

Ama doyumlu, anlamlı ve gerçek ilişkiler istiyorsak, Ben-Sen ilişkilerine ihtiyacımız var. Aksi takdirde birbirimizi nesneleştirmekten öteye gidemiyoruz.

Araştırmalar da bunu destekliyor. Karşılıklı görülme ve duyulma hissi; yani Ben-Sen karşılaşması, ilişki doyumunun en güçlü yordayıcıları arasında yer alıyor. Özellikle dijital çağda, sosyal medyanın bağ kurmanın değerini azalttığı ve ilişkilerin derinleşmeden tüketildiği bir dönemde bu karşılaşma hem daha zor hem de daha değerli hale geliyor.

Son Olarak

Şu an hayatınızdaki en önemli ilişkiye düşünün. O kişiyi gerçekten görüyor musunuz? Tüm karmaşıklığıyla, tüm derinliğiyle?

Yoksa beklentilerinizin içinde mi görüyorsunuz?

Cevap ne olursa olsun, fark etmek, her şeyin başladığı yer…


Bu konuyu detaylı dinlemek isterseniz aşağıdan dinleyebilir ve daha fazla bölüm için “Varım, Öyleyse Düşünüyorum” podcast kanalıma göz atabilirsiniz.

Online seans için: iletisim@sudemirkol.com | Instagram: @sudemirkolbaysal

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir