Sahip Olmadığın Her Şey Eksikliğin Değil: Seçim, Karşılaştırma ve Otantik Olmak

Sosyal medyada gezinirken duraksadın mı hiç? Birinin tatil fotoğrafına, bir başkasının terfi haberine, bir diğerinin “mükemmel” günlük rutinine bakıp o an kendi hayatını sorguladın mı? Sahip olmadığın her şey, sanki sahip olman gereken şeylermiş gibi hissettirdi mi?

Eğer bu his tanıdık geliyorsa, yalnız değilsin.

Seçenek Çağında Kaybolmak

Psikolog Barry Schwartz, 2004 yılında yayımladığı Seçimin Paradoksu (The Paradox of Choice) adlı kitabında çok çarpıcı bir şeyi ortaya koyuyor: Daha fazla seçenek, daha fazla özgürlük anlamına gelmiyor. Aksine, çoğu zaman daha fazla kaygı, daha fazla kararsızlık ve daha derin bir yetersizlik hissi yaratıyor.

Schwartz’ın araştırmaları iki tür insan tanımlıyor: maksimizörler ve tatmin ediciler. Maksimizörler her kararlarında en iyi seçeneği bulmaya çalışır — mükemmeli ararlar. Tatmin ediciler ise “bu yeterince iyi” diyebilen, sonra öne bakmaya devam edebilen insanlardır. Ve araştırmalar tutarlı biçimde şunu gösteriyor: maksimizörler daha iyi kararlar almıyor, ama çok daha mutsuz hissediyorlar.

Çünkü her seçim yapıldığında, vazgeçilen diğer seçenekler de zihinde yaşıyor. Ve o hayali “daha iyi hayat” bir türlü tam olarak ulaşılamayan bir şey olarak kalıyor.

Sosyal medya ise bu durumu katmerlendiriyor. Sürekli başkasının hayatının özenle seçilmiş, filtrelenmiş anlarına bakan bir zihin, kendi gerçekliğini kaçınılmaz olarak eksik hissetmeye başlıyor. Bu salt bir his değil — araştırmaların gösterdiği üzere sosyal karşılaştırma, öz-değer algısını doğrudan etkiliyor.

Dört Dünyada Kaybolmak: Varoluşçu Bir Çerçeve

Varoluşçu psikoterapinin önemli isimlerinden Emmy van Deurzen, insanın deneyimini dört temel boyutta ele alıyor. Bu dört dünya modeli bize yetersizlik hissinin nereden beslendiğini anlamak için güçlü bir çerçeve sunuyor.

Umwelt — Fiziksel Dünya: Bedenimiz, çevremiz, içinde bulunduğumuz koşullar. Kaç saattir uyuduğumuz, ne yediğimiz, nerede yaşadığımız. Bu boyut sık sık göz ardı edilir; oysa yetersizlik hissi çoğu zaman önce bedende başlar — yorgunlukta, uykusuzlukta, hareketsizlikte.

Mitwelt — Sosyal Dünya: Başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler, toplumun bize biçtiği roller, “ötekinin bakışı.” Sosyal medya tam da bu boyutta işliyor. Başkasının hayatına bakarken kendi hayatımıza bir anlam vermeye çalışıyoruz. Ama Sartre’ın dediği gibi, “başkasının bakışı” sıkıştırıcı olabilir — bizi tanımlamaya, sınıflandırmaya çalışır. Ve biz de farkında olmadan o bakışın içinde kendimizi kaybedebiliriz.

Eigenwelt — Kişisel Dünya: İşte asıl mesele burada. Bu boyut, içsel dünyamız — kim olduğumuzu, ne istediğimizi, neye değer verdiğimizi hissettiğimiz alan. Van Deurzen’e göre bu boyut, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi, kimliğini ve öz-değerini barındırıyor. Yetersizlik hissi en derin biçimde burada yaşanıyor: “Ben yeterliyim” ile “Ben yetersizim” arasındaki gerilim.

Peki şu soruyu soralım: O Eigenwelt — o kişisel dünya — gerçekten senin mi? Yoksa başkalarının beğendiği, onayladığı, “iyi” bulduğu şeylerin bir toplamı mı?

Überwelt — Değerler Dünyası: Dördüncü boyut, anlam, değerler ve yaşamımıza yön veren sorularla ilgili. “Neden buradayım?”, “Ne için yaşıyorum?”, “Bu hayat benim mi?” gibi sorular bu boyutta yankılanıyor. Yetersizlik hissi çoğu zaman bu boyuttaki boşluktan beslendiğinde daha ağır bir hale gelebiliyor — çünkü artık sadece “başarılı olmadığımı” değil, “anlamsız olduğumu” hissediyoruz.

Otantiklik ve Seçim: Sahiplenebiliyor muyuz?

Sartre, insanın özgürlüğe mahkum olduğunu söylüyordu. Seçmemek de bir seçim. Ve her seçim, bir sorumluluk taşıyor.

Ama günümüzde bu sorumluluk çoğu zaman dışarıya devrediliyor. Algoritmaların önerdiği içerikler, sosyal medyanın şekillendirdiği değerler, toplumun biçtiği başarı tanımları… Bunların içinde ne kadar otantik kalabiliyoruz? Yani Heidegger’in ifadesiyle, ne kadar dasein — gerçekten burada, kendimiz olarak var olabiliyoruz?

Otantiklik, mükemmel bir hayat yaşamak değil. Kendi sınırlılıklarını, kendi yolunu, kendi hızını sahiplenmekle ilgili. Belki başkasının o “pırıltılı hayatı” senin yolun değil. Belki senin yolun daha sessiz, daha az görünür, ama çok daha senin.

Belki Elimizden Gelenin En İyisini Yapıyoruz

Yetersizlik hissi her zaman bir gerçekliği yansıtmıyor. Çoğu zaman bir kıyaslamanın, haksız bir ölçütün, ya da sahiplenilmemiş bir yolun ürünü.

Şunu düşünmek faydalı olabilir: Eğer sosyal medyayı tamamen kaldırsan ve yalnızca kendi değerlerinle, kendi koşullarınla, kendi imkanlarınla değerlendirsen hayatını — ne görürdün?

Belki elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Belki gücümüz gerçekten buna yetiyor. Ve belki de asıl ihtiyacımız olan şey daha fazla başarı değil — kendi hikayemizi yeniden sahiplenmek.

Son Bir Not

Bu yazıda ele alınan konular — yetersizlik hissi, kararsızlık, başkalarıyla kıyaslama, otantiklik — bireysel seanslarda derinlemesine çalışılabilen alanlardır. Her insanın bu hislerin ardındaki hikayesi farklıdır; neyin tetiklediği, hangi deneyimlerin bu duyguyu beslediği ve kişinin kendi yolunu nasıl sahiplenebileceği, birlikte incelenebilir.

Bu konuyu detaylı dinlemek isterseniz aşağıdan dinleyebilir ve daha fazla bölüm için “Varım, Öyleyse Düşünüyorum” podcast kanalıma göz atabilirsiniz.

Online seans için: iletisim@sudemirkol.com | Instagram: @sudemirkolbaysal

Kaynakça

Heidegger, M. (2008). Varlık ve zaman (K. H. Ökten, Çev.). Agora Kitaplığı. (Özgün eser 1927’de yayımlanmıştır)

Sartre, J.-P. (1997). Varoluşçuluk (A. Bezirci, Çev.). Say Yayınları. (Özgün eser 1945’te yayımlanmıştır)

Schwartz, B. (2004). The paradox of choice: Why more is less. Harper Perennial.

Schwartz, B., Ward, A., Monterosso, J., Lyubomirsky, S., White, K., & Lehman, D. R. (2002). Maximizing versus satisficing: Happiness is a matter of choice. Journal of Personality and Social Psychology, 83(6), 1178–1197. https://doi.org/10.1037/0022-3514.83.6.1178

van Deurzen, E. (2012). Existential counselling and psychotherapy in practice (3rd ed.). SAGE Publications.

van Deurzen, E., & Arnold-Baker, C. (Eds.). (2018). Existential therapy: Distinctive features. Routledge.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir